| |||
| |||
Virüsün zarında bulunan proteinlere karşı insanların bağışıklık sistemi tarafından geliştirilen koruyucu antikorlar kanda tespit edilebilir ancak özellikle zona’ya karşı koruyuculuğu göstermek açısından çok güvenilir değildir.
Su çiçeği geçiren kişilerin yaklaşık %15’inde Varisella zoster virüsü yıllar sonra bağışıklık sistemi zayıfladığında Zona adı verilen bir enfeksiyona neden olur. Zona belli bir bölgede lokalize içi sıvı döküntüler şeklinde ortaya çıkan oldukça ağrılı ve kaşıntılı bir enfeksiyondur. Zona görülme ihtimali yaş ilerledikçe artar ve bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla ilgilidir. Anne karnındayken veya ilk bir yaş içinde su çiçeği virüsü ile karşılaşan bebeklerde zona daha erken yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Su çiçeği hastalığı geçirilirken döküntü sayısı ne kadar fazla ise, ileri yaşta zona gelişmesi ihtimali o kadar yüksek olacaktır. Bu nedenle su çiçeği aşısının ileride zona gelişme olasılığını da azalttığı düşünülmektedir.
VZV öksürme, hapşırma ile havaya dağılarak solunum yoluyla yayılır.
SU ÇİÇEĞİ TEHLİKELİ BİR HASTALIK MIDIR?
Su çiçeği genellikle hafif seyreden bir hastalıktır ancak zaman zaman ağır geçirilen bir hastalık olarak ta karşımıza çıkabilmektedir. Su çiçeği çok bulaşıcıdır ve ciddi hastalığa ve hatta ölüme neden olabilmektedir. Su çiçeği zatürre’ye neden olabilmekte ve ciddi cilt enfeksiyonunun gelişmesi için önemli bir risk faktörü oluşturmaktadır. Bu ciddi ve derin enfeksiyonunun tedavisi antibiyotik kullanımı ve enfeksiyonun oluştuğu dokuların temizlenmesi için cerrahi müdahaleyi içermektedir.
Su çiçeği nedeniyle gelişebilecek problemlerin arasında en sık rastlanan cilt enfeksiyonlarıdır ve döküntülerin çeşitli bakterilerle enfekte olması sonucu ortaya çıkmaktadır. Su çiçeğine bağlı ortaya çıkabilecek diğer sorunlar; bakterilerin neden oldukları zatürre, kanın pıhtılaşmasını sağlayan hücre sayısında azalma, eklem iltihabı, karaciğer tutulumu ve kas koordinasyonunda bozulmaya yol açabilen beyin enfeksiyonunu içermektedir. Su çiçeği; ağır zatürre, beyin enfeksiyonu (ensefalit ve menenjit), solunum yolu ve merkezi sinir sisteminde sorunlara da yol açabilmektedir. Beyin tutulumu özellikle 5 yaş altı çocuklarda ve 20 yaş üzerinde daha sıktır.
Hamileliğinin erken döneminde su çiçeği geçiren kadınlar, su çiçeği virüsünü bebeklerine bulaştırabilmekte ve bebekte doğumsal anormalliklere neden olabilmektedir (%2). Anne karnındaki bebekte ciltte yara izleri, etkilenen kol veya bacakta kısalıklar, gözlerde hasar, düşük doğum ağırlığı, beyin anormallikleri ve zeka geriliği gelişebilmektedir. Virüs bazen anne karnındaki bebeğin ölmesine ve düşüğe neden olabilmektedir. Doğumdan 5 gün önce ve 2 gün sonraki aralıkta gelişmiş su çiçeğinde ise bebek ölüm oranı oldukça yüksektir. Daha önce su çiçeği geçirmemiş ve aşılanmamış hamile bir kadın su çiçeği geçiren bir kişi ile karşılaşırsa mutlaka hekimine başvurmalıdır.
Annenin geçirmiş olduğu hastalıklar veya aşılar sonucunda o hastalıklara karşı vücudunda oluşmuş olan koruyucu antikorlar hamileliğin son aylarında ve doğum sırasında anneden bebeğe geçerek bebekleri hayatlarının ilk aylarında (yaklaşık 6-9 ay civarı) geçici bir süre için bu hastalıklardan koruyacaktır. Su çiçeği hastalığını geçirmemiş ve aşılanmamış bir annenin bebeği, annede bu hastalığa karşı koruyucu antikorlar olmadığı için bu antikorların bebeğine de geçme ihtimali olmayacağından, doğduğu andan itibaren su çiçeği geçirme riskine sahip olacaktır. İlk bir yaş içinde geçirilen su çiçeğinin ağır seyrettiği ve sorunlara yol açtığı göz önünde bulundurulursa doğurgan yaşa gelmiş ve bebek sahibi olmayı düşünen ve su çiçeği geçirmemiş ya da aşılanmamış anne adaylarının aşılanmasının hem kendilerini hem de bebeklerini korumak açısından ne kadar büyük bir öneme sahip olduğu açıkça görülebilir.
Su çiçeği geçirirken aspirin kullanan çocuklarda Reye sendromu gelişebilmektedir. Reye sendromu ani karaciğer ve beyin harabiyeti ile seyreden bir hastalıktır ve ölüm oranı yüksektir. Bu nedenle erişkin yaşa kadar çocukların aspirin kullanmamaları önerilmektedir ancak herhangi bir hastalık nedeniyle sürekli aspirin kullanmak zorunda olan kişiler bulunmaktadır. Bu kişilerin Reye sendromu riskinden korunmak amacıyla su çiçeği ve gribe karşı mutlaka aşılanmaları gerekmektedir.
Su çiçeğine bağlı olarak gelişme ihtimali olan ağır hastalık ve sorunlar, yaşa ve kişinin bağışıklık sistemine bağlı olarak değişmektedir. 1 yaşın altındaki küçük çocuklarda ve adolesan ve erişkinlerde su çiçeği çok daha ağır seyretmekte, su çiçeğine bağlı istenmeyen sonuçlar daha sık karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, bu grupta su çiçeğine bağlı zatürre %14-20 oranında görülmektedir. Su çiçeğine bağlı sorunların görülme sıklığı 1 yaş altında %6 iken, 15 yaş üzerinde %8’e yükselmektedir. Bununla birlikte sağlıklı çocuklarda da su çiçeği ağır seyredip ciddi sorunlara ve hatta ölüme yol açabilir.
Lösemi (kan kanseri) gibi bağışıklık sistemini baskılayan hastalığı bulunan çocukların su çiçeğine yakalanmaları halinde hastalık ağır seyretmekte ve ölüm oranı %7-28 arasında gerçekleşmektedir.
Su çiçeği geçirirken alınan varisella zoster virüsü, hastalık iyileştikten sonra sinir sisteminde uzun yıllar uykuda kalmaktadır. Bağışıklık sisteminin zayıfladığı bir dönemde, özellikle de 50 yaş üzerindeki erişkin yaşlarda virüs yeniden harekete geçerek ağrılı, tek taraflı döküntüler şeklinde görülen “zona”ya neden olmaktadır.
Su çiçeği enfeksiyonu sırasında döküntü sayısı ne kadar çok ise “zona” oluşma olasılığı o kadar yüksektir. Dolayısıyla, su çiçeği hastalığı geçiren herkeste zona geçirme riski bulunmaktadır. Zona, bağışıklık sistemi zayıf ve lösemili çocuklarda %15 oranında ortaya çıkabilmektedir. Zona sonrası gelişen en önemli ve en çok görülen problem, döküntüler iyileştikten sonra da uzun süre devam eden ağrıdır.